

Kapalıyken bir makineye benzemiyor: yuvarlatılmış siyah bir dikdörtgen, sol üstte Kodak amblemi, sağ tarafta kabartma bir 22. Objektif yok, vizör yok, düğme yok. Cebe girmesi için tasarlanmış bir kutu ve sadece o.
Kapağı aşağı çevirdiğinizde makine ortaya çıkıyor ve kapak da işe yarıyor: aşağıda kalıp elinizin kavradığı sap oluyor. Koleksiyondaki Ektralite 400 ile aynı fikir — ama arada bir kuşak fark var. Ektralite'ın içinde pille çalışan elektronik flaş vardı; burada objektifin yanındaki küçük metal yuvaya flipflash çubuğu takılıyor. Dört ampul, çevirip takınca dört tane daha. Pil yok, bekleme yok, biten ampul de geri gelmiyor.
Objektif Kodar 25 mm. Sol üstteki küçük sürgünün üzerinde tek bir simge var: güneş. İki konumu, güneşli ve kapalı hava demek. Vizörden bakınca hangi konumda olduğunuzu görüyorsunuz — Kodak buna brightline diyordu, çerçevenin içine yerleştirilmiş parlak bir kenarlık.
Ektra adı Kodak'ın 1941'de çıkardığı, telemetreli, değiştirilebilir objektifli, dönemin en iddialı Amerikan makinesinden geliyordu. Kırk yıl sonra aynı ad, kapağını açınca çalışan bir plastik kutuya verildi. Marka isimlerinin ikinci hayatı genellikle böyle oluyor.